Güncel

Seçimler ve Gençler…

‘Gezi Direnişi’ ile, toplum anladı ki, gençler özgür olmadan toplum özgür olamaz. Gençler anladı ki, toplum özgür olmadan gençler özgür olamaz. İktidar ikisini de anlamadı.ozgurluk-tel-kartal-gece1

 

Küresel kültürün gençleri nasıl oldu da gözlerini ekranlarından kaldırıp, kulaklıklarını çıkarıp “Burada ne oluyor?” diye çevrelerine baktılar? Bir parkın içindeki ağaçları gördüler, Gezi alanına ne yapılacağını merak ettiler? Nasıl oldu bu? Üstelik de canlarını ortaya koyup beklenmedik bir mücadele verdiler.

Bu gençler, bireysel özgürlüklerini korurken sosyal sorumlulukla tanıştılar. Olan budur. Ama bu olguyu anlamak için Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar gitmek gerekiyor.

***

Cumhuriyetin ilk yılları. 1930 doğumlular. Benim kuşağımdır bu.

Bu kuşağın “odak değer”i VATAN’dır. Vatan için yaşanır, vatan için ölünür.

“Ben” demek ayıptır, bireysel haklardan söz bile edilmez. Çok güçlü bir “sosyal kimlik” kazanılmıştır. Birey, ancak vatanı için yaptıkları kadar değerlidir. Bu dönemde İkinci Dünya Savaşı yaşanmıştır. Atatürk 1938 yılında aramızdan ayrılmıştır. İsmet İnönü o yolu izleyerek iktidardadır. Dönem 1950 yılına kadar sürer.

***

1950 yılı, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği yıldır. Bu yılda doğanlar 18 yaşına geldikleri zaman 1968 olayları ile tanışacaktır. Ünlü “68 Gençliği” dünyayı değiştirmek amacıyla yola çıkmıştır. Gençlik yeni bir ideoloji ile tanışacaktır: SOSYALİZM.

Sosyalizm, topluma özgürlük, eşitlik ve emeğin iktidarını vaat etmektedir. Bu dönemin “odak değeri”, VATAN ile SOSYALİZM birliği olacaktır. ‘“Ulusal Sol” kavramı bu dönemde gençliği etkileyecektir. “Tam bağımsız Türkiye”. Demokrat Parti’nin Amerika bağlılığına karşı yükselen bir tepkidir.

1960 yılı, Milli Birlik Komitesi tarafından 27 Mayıs’ta gerçekleşen askeri darbe ile tanışır. Bu dönem, yeni anayasa ile devlet örgütünün yeniden yapılanmasıyla “sola açık Cumhuriyet” özelliğini taşır. Hele de Alpaslan Türkeş grubunun tasfiyesi ile bu özellik belirginleşir.

27 Mayıs’ın sloganı “Ordu-gençlik el ele”dir.

***

12 Mart 1971 darbesi doğrudan solu ezmeye yönelik askeri darbedir. Etkileri sürecek, gençlik gruplarından çeşitli tepkilerle karışık bir süreç yaşanacaktır. “Solcu” gruplarla sağcı “ülkücü” gruplar silahlı mücadelelere varan bir ortamda çatışacaklardır. Yaşanan bu olaylar 12 Eylül askeri darbesiyle sonuçlanacaktır.

12 Eylül 1980 yılında Kenan Evren başkanlığındaki askeri konsey, solu bütün kurumları ve kişileriyle tasfiye etme kararıyla gelmiş bir darbenin yapıcısıdır.

Bu dönemde gençlik “depolitize olmuştur”. Dönemin başbakanı Turgut Özal, “Sen kendi paçanı kurtar, gerisinden sana ne” diyen oportünizmin temsilcisi olarak gençlere bu yolu önermektedir. Artık gençlere politika yolu kapatılmış, kendi çıkarlarına bakmaları söylenmiştir. “Örgüt” sözü suç odağı anlamına taşınmış, “örgütsel doküman” sözü suç aleti olarak tanıtılmıştır.

Bugünkü politik ortam büyük ölçüde 12 Eylül rejiminin ürünüdür.

***

1980 sonrasının gençliği “küresel kültür gençliği”dir. 30’lu yaşlarda olan bu gençler internet ile tanışmış, Facebook ve Twitter ile haberleşmiş, kendi geleceklerini küresel ortamda görmeye alışmış bir gençlik.

“Odak değerleri”, “bireysel özgürlükleri ve bireysel hakları”dır. Artık “vatan” ve “sosyalizm” yaygın gençlik değerleri olmaktan çıkmıştır. Kendilik değerleri yüksektir ve olan biten her şeye, “kendisi ile ilgisi” ölçeğinde bakmaktadır.

Bireysel kimlikleri çok güçlü, sosyal kimlikleri zayıftır.

Ama işte bu gençler, bireysel özgürlükleri ve bireysel haklarını talep ettikleri zaman “politik güç” ile karşılaştılar. Bu politik güç, onların pek tanımadıkları, pek de aldırmadıkları bir güçtü. Ama birden farkına vardılar ki, aslında ne bireysel özgürlükleri vardı ne de bireysel hakları.

Toplumsal özgürlük olmadan, toplumsal haklar tanınmadan onların da özgürlükleri ve hakları olmayacaktı.

Ve mücadele başladı. Aydınlanma işte böyle bir şeydir.

 

Erdal Atabek

Dünyalılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu