Home / Yaşam / Masumiyet Çaǧı Anıları
Masumiyet çaǧı idi o zamanlar yaşanan...

Masumiyet Çaǧı Anıları

Aylalar bizim Aşaǧı Mahalle’de Nihatların evinin yan tarafındaki tek katlı küçük evde yaşarlardı. Ayla ve kız kardeşleri köyden gelmişlerdi okumak için Havza’ya. Bizim mahallede amcasının çocukları ile ortak bir arsaları vardı. Arsanın Karşıyaka’ya bakan yol tarafında ise, amcasının çocuklarının evleri vardı. Amcasının çocukları ile küs idiler, bu yüzden hiç konuşmazlardı. Çünkü Ayla’nın babası, onun amcasına küstü ve küs olarak da vefat etmişti.
Hatta Ayla, kışın çok kar yaǧdıǧında, amcasının çocuklarının karları kendi evlerinin üzerine kürediklerini, bu yüzden evin çatısından odaya doǧru buz gibi bir soǧuk yayıldıǧını söylerdi. Masumiyet çaǧı idi o zamanlar yaşanan, ama yine de herkes masum deǧildi. Sobaları vardı, ama yakacak çok odun ve kömürleri yoktu. O yüzden buz gibi gecelerde titreyerek uyurlardı bazen. Bazen sobayı yaktıklarında üstüne demlik koyar ve çay yaparlardı, soba ateşinin başında, yüzleri ateş kırmızısı çay içerek sohbet etmeyi çok severlerdi. Fedakâr Ayla, bu soǧuk kış günlerinde o iki göz odada, kız kardeşlerine bir anne gibi bakar, onlara moral ve sevgi verirdi. Yorganların altında ders çalışırlardı.
Havza’nın kışı meşhurdur. O zamanlar iki metre kar yaǧardı. Sabah yüzünüzü yıkadıǧınızda yüzünüz donardı, neredeyse suyun soǧukluǧundan. Dışarıya adım attıǧınızda buz kesmiş yolda yürürken, kulaklarınız ve yüzünüz kıpkırmızı olur inceden inceye bütün vücudunuza işleyen bir ayaza maruz kalırdınız.
Ayla kız kardeşlerinin hem ablası hem de annesi gibiydi. Sık sık köylerini de ziyaret ederlerdi. Hatta bir keresinde ben ve arkadaşlarım da Aylalar ile onların köylerine ziyarete gitmiştik.
Okulda sınavları olup da sabah erken kalkmaları gerektiǧinde, Şamil’in amcası olan Nazım amcaya rica ederlerdi. Nazım amca, her sabah erkenden sebze pazarındaki camiye sabah namazına giderdi. Namazdan dönünce, Aylaların kapısını üç dört defa tıklatır, onları uyandırırdı. Böylece onlar da sınavdan önce son bir kez ders kitabını gözden geçirme fırsatı bulurlardı.
Ayla da kız kardeşleri gibi sarışındı. Muhacirdiler, muhacirler genelde sarışın olurlardı. Omuzlarının hemen üzerinde olan düz sarı saçları vardı.
Aylaların evinin anahtarı kapının önündeki paspasın altında olurdu. Böylece mahalleli, bazen onlar evde olmadıǧında kapıyı açar ve içeriye yemek bırakırdı.
Ayla bazen kız kardeşlerine şaka yapar ve onlara şöyle derdi:
“Sizi Lastikçi Balo’ya vereceǧim.”
“Hayır!” diye hep bir aǧızdan baǧırır itiraz ederlerdi kız kardeşleri ona. Lastikçi Balo’nun onlara bir zararı dokunmamıştı, ama ondan korkarlardı.
Ayla bazen sabahları herkesten erken kalkar ve yakınlardaki bir ahırda çalışırdı. Bir gün derste yanında oturan sıra arkadaşı kız parmak kaldırdı ve öǧretmen ona söz verdiǧinde şöyle dedi:
“Hocam ben Ayla ile oturmak istemiyorum.”
Öǧretmen merakla sordu:
“Neden ne oldu?”
Kız, Ayla’ya dönüp şöyle bir baktıktan sonra yanıt verir:
“Ayla küspe kokuyor.”
Öǧretmen gülümsemiş:
“Ayla köylü. Küspe kokacak elbette, parfüm mü kokması lazımdı? Sen Paris’ten mi geldin?”
Bir gün Ayla kız kardeşleriyle okula gitmeden önce Zeki’ye, en küçük kardeşleri Hasan’a göz kulak olması için tembihte bulunmuş. Hasan onlar için deǧerli idi, çünkü hem küçükleriydi, hem de ailenin tek erkek çocuǧu idi. Ama bir süre sonra Zeki’yi Adil aǧabeyime yemek götürmesi için çaǧırmışlar. Bu sırada da Ayla’nın babası eve gelerek, Hasan’ın yalnız olduǧunu görmüş ve onu köye götürmüş.
Zeki de Adil aǧabeyime dükkâna yemek götürdükten sonra, tekrar bebeǧe bakmak için eve geri dönmüş ama bir de ne görsün bebeǧin yerinde yeller esiyor. Hemen saǧa sola baktıktan sonra telâşlanarak dükkâna koşarak Adil aǧabeyime haber vermişler. Bir süre sonra Aylalar da okuldan dönmüşler ve herkes bebeǧi aramaya başlamış. Ama bebek görünürlerde yokmuş.
Böyle her yeri ararlarken birden dörtyolda Ayla’nın babası traktör ile görünmüş ve bebek de yanındaymış. Babası bebeǧi köye götürmüş ve Ayla’nın okuldan döneceǧini düşünerek tekrar geri getirmiş Havza’ya… Ayla sevinçten aǧlıyormuş bir an Adil aǧabeyim ile göz göze geldiklerinde ikisi de birbirlerine gülümsemişler.
Bu öykünün sonu da böyle mutlu bitmiş.

 

Erol Anar

Yazarın henüz yayınlanmayan “Aşağı Mahalle 2. Cilt” kitabından
©2017 erol anar

Not: Fotoǧraf semboliktir.

Rastgele Haber

1_mayıs_Orhan_Köse

Paralel Evrenin Hikâyeleri

Paralel Evrenin Hikâyeleri Asıl yazılması zor olan yanı başımızdan umursamadan geçtiklerimizin hikâyesidir. Her gün karşılaştığınız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir