Home / Yaşam / Bazen Kendimize ve Hayata Biraz Uzaktan Bakmamız Gerekir
İnsanın en kolay kandırdığı canlı kendisidir.

Bazen Kendimize ve Hayata Biraz Uzaktan Bakmamız Gerekir

 

Bazı insanlar vardır, bir kişiyle tanıştıktan hemen sonra, sanki yıllardır tanışıyormuşcasına o kişiyle hemen samimi bir şekilde senli benli konuşurlar. Ben o insanlardan değilim. Biraz mesafe koyarım araya nezaket sınırları içerisinde ve antipatik de olmamaya çalışarak davranırım. Hatta tanıdığım çoğu kişiyle de aramda bir mesafe vardır. Bu bence, soğuk bir ilişki olduǧu anlamına gelmez. Daha çok benim kişisel sözlüğümde, ilişkide bulunan insanların samimi de olsalar, birbirlerine olan saygı ve nezaketlerini koruması demektir. Yani  şimdi tanıştığım birisiyle hemen samimi olamam; benim yapım böyledir, biraz zaman geçmesi gerekecektir.

Örneğin insanların özellikle sosyal medyada yaptıkları yorumlarda kişisel olarak tanımadıkları yazarlara ya da kişilere aşağılayıcı ve kibirli bir tavırla “Sen onu şöyle yap.” türünden cümlelerle hitap ettiğini görüyorum. Tabi küfürlü, aşağılayıcı, ırkçı, cinsiyetçi yorumlar da ayrı bir konu. Tanımadığım hiçbir insana direkt olarak “sen’li…” başlayan bir hitapta bulunmam. Nezaket sınırları içerisinde hitap etmeye ve düşüncemi açıklamaya çalışırım, eǧer bir şey söylemem gerekirse.

Eğer bir ilişki, kendi içindeki saygı ve nezaket dilini yitirmişse,  o ilişki şöyle ya da böyle sürse de, aslında çoktan tükenmiştir. Samimi olmak, bireylere diǧer insanların kişisel alanlarını saygısızca ihlal etme hakkını vermez. Aksine sağlıklı bir ilişki tam tersine, insanların birbirlerine samimiyetle olduğu kadar, nazik ve hoşgörüyle, saygıyla yaklaşımından geçer.

 

 

Bazen kendimize biraz uzaktan bakmamız gerekir

İkili ilişkilerde ilişkinin özneler doğru ve gerçekleri, birbirleri hakkındaki düşüncelerini çıplak ve katı bir biçimde doğrudan birbirlerine ifade edebilir mi?

Katı bir dürüstlük ikili ilişkileri geliştirir mi?

Şöyle bir ilişkilerimizi düşünerek bu soruya yanıt verirsek, çoğunlukla ikili ilişkilerimizde gerçekliğe ve doğrulara çok da önem vermediğimizi görürüz. Çünkü öznelerin birbirleri hakkındaki düşüncelerini doğrudan ifade etmeleri ilişkiye zarar verir.

Herkes hakkındaki düşüncemizi doğrudan dile getirirsek dünya yaşanmaz bir yer olur. İnsanlar kendileri hakkındaki gerçekleri doğrudan ve sık sık duymaktan hoşlanmazlar.

Bazen kendimizden biraz uzağa gidip, biraz uzaktan kendimize bakmamız gerekir. Sanki bir müzede, büyük  ebatlı bir resmin önündeymişiz gibi. Büyük resmin içindeki kendimizi görmek için biraz geriye gidip bakmamız gerekir. Böylece kendimizin büyük resmini görerek, kendi duygu, düşünce ve davranışlarımızı nesnel olarak değerlendirme şansı elde edebiliriz.

Virginia Woolf şöyle diyor: “Keşke insanlar düşündükleri şeyleri dosdoğru söyleselerdi, ne çok can sıkıntısından kurtulurlardı. “

Bu olayın bir yanıdır; diğer yanında ise bireyler böyle davranmış olsalar , çevrelerindeki insanlarla birlikte ve toplumsal hayat içinde yaşayamaz hale gelirlerdi. Belki can sıkıntısından kurtulurlardı, ama birçok ilişkilerini de yitirirlerdi.

İnsanlarla olan ilişkilerimizde ne kadar dürüst olmaya çalışsak da, hiçbir zaman tam anlamıyla her düşündüğümüzü dile getiremeyiz.

Her düşündüğümüz şeyi, doǧrudan dile getirmemek, dürüst olmamak anlamına gelmez. Gerçekler katı ve doğrudan bir biçimde dile getirildiğinde, insanlar gerçekleri reddetme tepkisi verebilirler. Ayrıca sürekli kendi açısından katı gerçekleri doğrudan dile getiren bir kişi, agresif olarak bilinebilir ve gerçeği de kendi tekelindeymiş gibi düşünen bir insan olarak görülebilir.

Gerçek bazen sindire sindire, onu içselleştirerek açığa çıkmalıdır.

Bu yüzden ikili ilişkilerimizde ilişkide bulunduğumuz insanlara çoğu zaman daha dolaylı ve özenli davranış biçimleri geliştirmek durumunda kalırız. İnsanlar çoğunlukla birbirlerinin hatalarını, eksikliklerini ve ilişkide bulundukları kişi hakkındaki gerçekleri dile getirmekten kaçınırlar, ama bunun yanısıra bütün bu düşüncelerini biriktirirler. Ve bazen bir tartışma anında kontrolü yitirerek ilişkide bulundukları kişi hakkındaki kafalarındaki tüm düşünceleri birden ortaya dökerler. Böyle anlarda kişinin dili zehir saçar ortalığa. Böylece de ilişki birden kırılır ve yaralanır. Bazen bu yaralar iyileşmez biçimdedir ve bu da ilişkiyi tüketir, sonlandırır.

Bence yapılması gereken, kendi açımızdan ilişkide bulunduğumuz kişiler hakkındaki düşüncelerimizi biriktirmeden, nezaket sınırları içerisinde, karşıdaki kişiyi kırmamaya özen göstererek, bazen de daha dolaylı bir yolla anlatmaya çalışmamız gerekir. Tabi bütün bunların yanında sürekli empati de yapmaya çalışarak ve kendi düşüncemizin yanlış olabileceğini de dikkate alarak. Çünkü gerçekliğin tekeli bize ait değildir.

 

İçinde bulunduğu durumun felsefesini yapmak

İnsanın en kolay kandırdığı canlı kendisidir. İnsan önce kendisini, sonra da diğer insanları kandırır. Bireyin kendisini kandırma davranışı, yaygın olarak içinde bulunduğu durumun felsefesini yapmaktır.

Birey, içinde bulunduğu gerçekliği, olduğu gibi değil de, algılamak istediği gibi algılar. Böylece gerçeklik, birey için bu durumda sanal bir gerçekliğe dönüşmüştür. Birey, gerçeklikten giderek uzaklaşır ve içinde bulunduğu sanal gerçekliği gerçeklik sanır. Ve içinde bulunduğu durumun felsefesini yapar. Kendisinin bu süreçte olumsuz eksik yönlerini görmemeye çalışır ya da görse bile binbir türlü mazeretler üretir.

Bu, kendisine küçük gelen bir elbiseyi kesip biçerek bedenine uydurma işlemidir. Ne kadar kesip biçse de, elbise yani sanal gerçeklik üzerine hiçbir zaman tam olarak oturmayacaktır. Bir gün gelecek dikişler patlayacak ve elbise kişinin üzerinden tamamen düşecektir. İşte o an kaçınılmaz olan gerçeklik ile bireyin kafasında oluşturduğu sanal gerçekliğin çarpışma anıdır. Birey, bu süreçte gerçeklik duvarına çarpar ve sanal gerçeklik dünyası parçalanır.

Ama diğer yandan, hayatının sonuna kadar içinde bulunduğu durumun felsefesini yaparak, kendini hiç tanımadan gözlerini hayata yuman insanların sayısı hiç de az değildir.

Eğer kendi gerçekliğimizi görmek ve onunla yüzleşmek istiyorsak, öncelikle içinde bulunduğumuz durumun felsefesini yapmak yerine, onu gerçekçi bir şekilde anlamaya çalışmamız gerekir. Başkalarının hatalarından önce kendi eksik ve hatalarımızı, yanlış davranışlarımızı görmek, doğruyu görebilen tek kişinin kendimiz olmadığını algılamak, empati yapmak içinde yaşadığımız gerçekliği algılamamıza yardımcı olacaktır.

 

Erol Anar

Mayıs 2017

Paraná-Brezilya

 

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Bir insanın en değerli hazinesi uzaklarıdır

  Uzaklar demiştim, uzaklar. Bir insanın en değerli hazinesinin onun uzakları olduğunu anladığımda, içimdeki uzağın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir