Home / Bilim Teknoloji / Görünmezliğin Yolu Göze Çarpmaktan Geçer

Görünmezliğin Yolu Göze Çarpmaktan Geçer

Kalabalıkların içinde görünmez olmak istiyorsanız önce kendinizi kolayca görünür hale getirmelisiniz.

görünmezlik

Bu önerme saçma gibi görünse de 1909 yılında Amerikalı bir sanatçının önayak olduğu bu iddia, bilim insanları tarafından laboratuvarlarda test edilerek doğrulanmış oldu. O tarihe kadar hayvanların, düşmanlarının gözlerinden kaçmak için görüntü olarak çevrelerine uyum sağladıkları düşünülüyordu. Ressam ve doğa bilimci Abbott Handerson Thayer ise tam tersi bir mekanizmanın geçerli olduğunu gösterdi. “Kamuflajın babası” olarak isimlendirilen Thayer, kamuflajı icat etmemiş olmakla birlikte, nesnelerin dış çizgilerini (kontür) parçalamak için yıkıcı/parçalayıcı şekillerden yararlanılması gerektiğini iddia eden ilk isimlerden biridir. Özellikle kamuflaj için zıt–gölgeleme tekniğinden yararlanır.

zebra

Thayer’in bu görüşleri ilk kez savaş gemilerinin boyamasında yaşama geçirildi. İki dünya savaşında da ABD ve İngiliz savaş gemilerinden bazılarının üzeri çarpıcı siyah-beyaz geometrik şekillerle boyandı. Bazıları yüzen satranç tahtasına, bazıları da kübik zebralara benziyordu. Gemiler düşmanlar tarafından görülüyordu, ancak hızlarının ve boyutlarının tespit edilmesinde büyük sıkıntı yaşanıyordu. Zebraların siyah beyaz çizgili tüyleri de bir kamuflajdır. Thayer doğada hayvanların avlanırken, avının dış çizgilerine odaklandığını, dolayısıyla yüksek kontrastlı renklerin aldatıcı bir profil görüntüsü yarattığını söylüyordu. Thayer’in zıt renklerle yaratılan kamuflaj iddiası ilk olarak 2005 yılında Bristol Üniversitesi’nde test edildi. Deneyde ağaçlara güve şeklindeki kâğıtlar yapıştırıldı. Kuşların kenarlarında siyah noktaların olduğu “sanal güveleri” görmediği, noktaların merkezde olduğu güveleri tercih ettiği tespit edildi.

BEYNİMİZ NEYİ GÖRMEK İSTİYORSA, ONU GÖRÜYORUZ

İnsan beyni, retinamıza çarpan bilgileri tuhaf bir şekilde filtreden geçiriyor. Öyle ki gözümüzün önündekileri bile görmemiz engellenebiliyor. Ancak bazı şeylerin beynin radarına takılması o şeylerin bizim davranışlarımızı etkilemediği anlamına gelmiyor. Peki, beynimizin bu şekilde evrilmesinin nedeni ne olabilir? Gözümüzün önünden kaçan bu ayrıntıları görmediğimiz için üzülmeli miyiz? Bununla ilgili klasik örneği pek çoğumuz biliriz. 1970’li yıllarda yapılan bir deneyde gönüllülerden bir basketbol maçını izlemeleri ve maçta kaç sayı yapıldığını hesaplamaları istendi. Basketleri büyük bir dikkatle izleyen izleyicilerin büyük bir kısmı, sahaya giren goril kıyafetli bir oyuncuyu fark bile etmedi.

Aşağıdaki bağlantıdan videoyu inceleyebilirsiniz.

http://dunyalilar.org/farkindaligin-yeterince-yuksek-mi-testi-yapiniz.html

Bu deney birden fazla kereler tekrarlandı ve her seferinde benzer sonuçlar alındı. Dikkatsizlik körlüğü adı verilen bu olay, hayatta kalma çabalarımızda çok kritik bir rol oynar. Duyularımız sürekli olarak bilgi bombardımanına tutulduğu için beynimiz, bizim için önemli olan uyarılara odaklanabilmek amacıyla zihinsel bir çerçeve oluşturur. Eğer bu çerçeve olmamış olsaydı, beynimizin bu kadar bilgi ile baş edebilmesi mümkün olmazdı. Dolayısıyla dikkatimizi olabildiğince verimli bir şekilde yönlendirmeye evrilmiş bulunuyoruz. Ancak bunun da bir bedeli var: Nadiren meydana gelen olayları da görmezden gelebiliyoruz. Bazı durumlarda dikkatsizlik körlüğünü çok ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Örneğin doktorların tıbbi görüntüleri incelerken nadir görülen oluşumları gözden kaçırabiliyorlar…

Priming= hazırlama, kıvama getirme

İlginç olan, gözden kaçan bu bilgi parçalarının davranışlarımızı şekillendiriyor olmasıdır. Bu etkiye priming, yani hazırlama denir. Bu bir örtülü bellek etkisidir. Bir uyarıcıya maruz kalmak, bir sonraki uyarıcıya verilen tepkiyi etkiler. John Bargh’ın klasik deneyinde gösterdiği gibi “yalnızlık”, “gri”, “solma-sararma” gibi yaşlanmayla ilgili sözcüklere maruz kalan deneklerin, daha yavaş yürüme eğilimi taşımalarının nedeni, belleklerinin “kıvama getirilmiş” olmasıdır. Bu sonuçlar daha sonra tartışma konusu olmuşsa da, “hazırlama” olgusunun yapıcı anlamda kullanılması durumunda, yaşamı büyük ölçüde kolaylaştırdığı kabul ediliyor. Hazırlama olgusu dikkatimizi yönlendirme konusunda önemli bir rolü oynuyor. Doğru bir “kıvama getirme” tekniği ile dikkatsizlik körlüğünün önüne geçilebiliyor. Havaalanlarındaki yer mürettebatının uçağı doğru kapıya yönlendirmesi gibi, hazırlama olgusu sayesinde beynimiz önemli ayrıntılar üzerine odaklanma şansını elde edebiliyor. Toronto Üniversitesi’nden örgütsel psikolog Gary Latham ise priming denilen bu olgunun medya alanında kullanılması durumunda tehlikeli ve zararlı sonuçları olabileceğine dikkat çekiyor: “Bizler farkında bile olmadan istemediğimiz bazı hedeflere yönlendirilebiliriz. Bu hedefler genellikle çoğunluğun çıkarlarına hizmet etmez. Ben CIA gibi bazı haberalma örgütlerinin bu olgudan büyük ölçüde yararlandığını düşünüyorum. Ancak bu teknik bazı iyi niyetli amaçlar için de kullanılabiliyor. Örneğin ABD ve İngiliz sağlık bakanlıkları, sigarayı bıraktırmak gibi sağlıkla ilgili kampanyalar için bu süreçten yararlanmanın yollarını araştırıyor.”

Derleyen: Reyhan Oksay– Cumhuriyet Bilim Teknik
Kaynak: New Scientist; 22 Mart 2014 http://io9.com/an-illustrated-history-of-unbelievablycamouflaged- ship-676257937
http://www.livescience.com/41659-razzle-dazzlecamouflage-fools-eye.html

Dünyalılar

 

 

Rastgele Haber

Albert Einstein’ın Benzersiz Düşünce Yöntemi

Bir teorik fizikçi Robbert Dijkgraaf, Princeton Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor ve aynı zamanda ‘’Faydasız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir