Home / Kültür-Sanat / Paul Lafargue – Tembellik Hakkı

Paul Lafargue – Tembellik Hakkı

İnsanın özelliği ve öteki canlılardan farkı gelişme potansiyeli olan bir beyne sahip olmasıdır.  İnsanın işlevi tüm unsur ve olanaklarıyla o beyni geliştirmektir.

Tüm çocukluk evremde “çalışkan” bir öğrenci, mesleki yaşamım boyunca da “çok çalışan bir insan” olarak nitelendirildim. Gerçekten de şimdi olduğu gibi neredeyse hiç boş durmadım.. Ben yapmaktan hoşlandığım işleri, bana verilen, aldığım paranın eşdeğerlerimden daha az olmasına karşın yaptım. Hiç vermeseler de yine yapardım, şimdi yaptığım gibi.

”Tembellik Hakkını” yeniden keşfettiğim şu günlerde;

İnsanın İşlevi ;

insan beyninin icat ettiği ya da yarattığı hiçbir şey için yeniden aynı yaratma / üretme sürecini yaşamamalıdır. şu anda insanın emeği/gücü ile yapılan tüm işler, bir takım makineler, düzenekler, programlar aracılığıyla yapılabilir. insanın ürettiği araçların tümü, kontrolü ve geliştirilmesi dışında insana gerek duymayacak şekilde çalışabilmektedir. dolayısıyla onların yaptığı işleri insana yaptırmak, ya da insan aracılığıyla yapılmasını istemek insana büyük haksızlıktır. beyni geliştirecek faaliyetleri yerine getiren bir insanın da yaşamak için gereksindiği her şeyin ona sunulması gerektiğini, bunu talep etme ve edinmenin onun doğal hakkı…

Çalışmak Kutsal Değildir

Hekimlik yapmamış bir hekim olan Paul Lafargue’nin “Tembellik Hakkı” na  dair yazdıklarını anımsatmak istiyorum size:

Lafargue öncelikle “çalışmanın kutsallaştırılması”na itiraz etmektedir. gündelik dilde kullandığımız buna dair tüm yaklaşım ve sözcüklerin bu düzenin sürmesi için kurgulandığı kanaatindedir: “kapitalist toplumda çalışma, her türlü düşünsel yozlaşmanın, her türlü örgensel bozukluğun nedenidir.”(s: 16)

Bunun daha kapitalizm öncesinde fark edildiğini tarih boyunca çalışma olgusunu gözden geçirerek ortaya koyuyor, çeşitli örnekler vererek anlatıyor. özellikle “demokrasinin beşiği olan atina’da özgür yurttaşların çalışmadıkları” örneklerini yineliyor ve şu sonuca varıyor.

“… işçi sınıfı, dünyadaki tüm uygar ulusların üreticilerini bağrında toplayan o büyük sınıf, bağımsızlaşarak insanlığı kölece çalışmadan kurtaracak ve insan-hayvanı özgür bir varlık durumuna getirecek olan işçi sınıfı, ne yazık ki tarihsel ödevini unutup içgüdülerine ihanet ederek, kendini çalışma dogmasına kurban etmiştir. cezası sert ve korkunç olmuştur. tüm bireysel ve toplumsal yoksulluk, çalışma tutkusundan doğmuştur.”(s:19)

Hatta biraz daha ileri giderek 1848 devriminden sonra çalışmayı 12 saatle sınırlayan yasayı bir başarı olarak gösterdiğini ileri sürerek “onlar ‘çalışma hakkı’nı devrimci bir ilke olarak ilan ediyorlar. yazıklar olsun Fransız işçi sınıfına!” diyerek daha o zaman şimdi için de bence geçerli olan ” ‘çağımız çalışma yüzyılıdır’ diyorlar; aslında acının, yoksulluğun, kokuşmuşluğun yüzyılıdır” (s:23) saptamasında bulunuyor.

Biraz da kızıyor olan bitene itiraz edilmemesine hatta övülmesine:

“Filozoflar, hiç çalışmadan para pul, han hamam edinmek için yoksullara iş verenlere, ‘insansever’ diye alkış tutuyorlar. bir köyün orta yerinde bir fabrika kurmaktansa, oraya veba tohumları saçmak, su kaynaklarını zehirlemek daha iyidir. fabrika işçiliğini başlatın, ne neşe kalır ortada, ne sağlık, ne de özgürlük. yaşamı güzel ve yaşanmaya değer yapan ne varsa, hepsi gitti gider.”(s:27-28)

Çalışma Süresi Kısalabilir

Çalışma sürelerinin kısaltılmasının verimi artırdığına dair, çalışmadan taraf olan ekonomist ve bilim insanlarının da hem fikir olduğunu, yaşanan pratiklerin de bunu gösterdiğini, dolayısıyla daha kısa süreli çalışmanın şimdiki şekilde çalışmaya göre daha doğru olacağını belirtiyor.

Bugün Avrupa birliği içinde yer alan ekonomik krize itiraz eden halkların çalışma sürelerinin kısaltılmasıyla ilgili taleplerini, iş ortamına “esnek çalışma” yöntemini, başka amaçlarla da olsa öneren işverenlerin ve yöneticilerini nasıl da aynı yerde buluştuğunu görmek, bunun neredeyse yüzyıl önce önerilmesi insanda söylenenlerin “doğru”luğu duygusu büyütüyor.

Lafargue bunu şöyle anlatarak bir görev tanımlıyor herkese:

“… Daha yüzyıl başından bu yana içine itildiği aşırı çalışmanın, insanoğlunun başına gelen belaların en korkuncu olduğuna işçi sınıfını inandırmaya kalkışmak, benim gücümü aşan bir iştir. ancak, akıllıca düzenlendiği, günde en çok üç saatle sınırlandığı zaman, çalışmanın, tembellik zevkinin tadı tuzu, insan bedenine hayırlı bir alıştırma, toplumsal düzene yararlı bir tutku olacağını anlatmak da beni aşan bir iştir. yalnızca fizyologlar, sağlık bilimciler, ve komünist iktisatçılar bu işe girişebilirler.”

Bu görevlerin özellikle “komünistler” tarafından ne kadar yerine getirildiğini gördüğümüzde her ne kadar bir “umutsuzluğa” düşsek bile, bu sözlerin söylenmesinden yaklaşık “yüz yıl” sonra özellikle “gençliğin” tutum ve davranışları o umudu artıran bir unsur oluyor.

Daha fazlasına, örneğin “makineleşmenin işleri kolaylaştırmakla birlikte sanıldığının tersine çalışma süresini azaltmadığına” dair neler yazdıklarını meraklı okurlara bırakıyorum.’Eğer işçi sınıfı, kendine egemen olan ve özünü alçaltan kusuru söküp atarak o korkunç gücüyle ayaklanır ve bunu kapitalist sömürüden başka bir şey olmayan ‘insan hakları’nı, ‘yoksulluk hakkı’ndan başka bir şey olmayan ‘çalışma hakkı’nı istemek için değil de, her insan günde üç saatten fazla çalışmayı yasaklayan çelik gibi bükülmez bir yasa koymak için yaparsa, dünya, yaşlı dünya sevinçten titreye titreye içinde yeni bir evrenin zıpladığını duyacaktır…” (s:56)

“Tembellik Hakkı” nda, 19. Yüzyılın sonlarında 17 saate varan çalışma süreleri üzerine bir kuram hazırlayan yazar, bu yolla anamalcılıkla kentsoyluluğun işçi sınıfını büsbütün köleleştirmeyi amaçladığını söylüyor. İşçilerin giderek aşırı çalışma bağımlılığına tutulduğunu, bunun sonucu oluşan aşırı üretimin de büyük savaşlara, sömürgeciliğe yol açacağını savunuyor. Makinelerin de işin içine girmesiyle, çalışma süresinin en fazla 3 saat olması gerektiğini, böylece toplumsal hiyerarşi, bölüşüm ile organizasyonda önemli değişimler olacağını belirten Lafargue, kitabının bir bölümünde şöyle diyor: “Hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan, azat eden, boş zaman ve özgürlük veren olduğunu…”

 

Kaynak : Paul Lafargue  – Tembellik Hakkı

www.dunyalilar.org

 

Rastgele Haber

aeneas

Lavinia: Şairim Bana Hiç Söz Hakkı Tanımadı

Lavinia: Şairim bana hiç söz hakkı tanımadı Destanlara ilgisi olanlar bilir. Daha doğrusu destanları kadın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir