Spor

Tribünler yalnızca holiganlara mı ait?

Tribünler yalnızca holiganlara mı aittir? Futbol tribünleri dendiğinde akla ilk gelen, taraftarların kavgaları ve küfürler midir? Tribünler her zaman böyle değildi.

tribün_holigan

Futbol işçi sınıfının bulduğu bir spordur. Ve futbolun gerçek sahipleriyle hiçbir zaman uzun süreli bir ilişkisi olmadı. Futbol tribünleri ise, futbolun ilk düdüğünden bu yana her zaman var oldu. İlk başlarda bir tenis maçı gibi izlenen futbol, 60’lı yıllarda Liverpool’un kale arkasında bulunan KOP tribünü ile birlikte ayakta izlenmeye ve tezahüratlarla desteklenmeye başlandı.

Avrupa’nın çoğu ülkesinde işçi sınıfının yoğunlukla yaşadığı bölgelerde var olan kulüplerin taraftarlarını çoğunlukla işçiler oluşturur. Kulüp yönetimiyle ilişkisi olmayan, ailesinden sonra en çok değer verdiği, sevdası olduğu renkleri görmek için statlara koşan işçiler…

Endüstriyel futbola karşı olan tribünler denince ilk akla gelen grup ise Livorno’dur. Anti-faşist ve sosyalist kimliği ile bilinen Livorno tribünleri takımın ruhuna denk olarak kuruluşundan beri bu çizgiyi korumuştur. Brigate Autonome Livornesi ve Lokomotif adlı gruplar, Livorno’nun çekici gücüdür aslında. Tezahüratları ile destekleri dışında, politik tavırları da çok nettir. Stalin’in doğum gününü kutlayacak, koreografi ile orak-çekiç yapabilecek kadar nettir.

livarno

Livorno’nun yanı sıra St. Pauli ve Celtic de, Avrupa’nın diğer önemli tribünlerine sahip takımlardır. Özellikle St. Pauli ant-faşist duruşu ile dünyada pek çok ülkede sempati toplamıştır. Ülkemize yakın bir yerde bulunan ve Lefkoşa takımlarından Omonia’nın Gate 9 taraftar grubu bir diğer önemli gruptur. Ayrıca bunlar dışında Barcelona, Atlethic Bilbao gibi takımların taraftar gruplarının duruşları iyi bilinmekte ve izlenmektedir.

Türkiye’ye gelince, burada da taraftarlık Avrupa’dakine paralel bir şekilde doğuyor. Üç büyük takımın ardından Anadolu’nun çeşitli kentlerinde işçilere ait takımlar kuruluyor ve tribünler emekçilerin mekanı haline geliyor.

Ancak diğer yandan Türkiye’de tribünlerin tarihi Avrupa’dakinden biraz daha farklı oluyor. Genel olarak bizim topraklarımızda futbol çeşitli sınıflardan gelen bireylerin bir arada eğlendiği sınırlı eğlence biçimidir. Öte yandan siyasi anlamda tribünler denilince aklımıza gerici-faşist örgütlenmelerin yaygın olduğu bir alan ortaya çıkmaktadır. 90’lar boyunca halklar arası düşmanlığın ve şiddetin merkezi haline dönüşen tribünler, futbol endüstri haline geldikçe aynı zaman da paranın merkezi haline gelmiştir. Böyle bir tabloda futbol, halkı İspanya’nın faşist diktatörü Franco’nun dediği gibi “yüz binlik beşiklerde uyutulan” bir yer haline gelmiştir.

Tablo bu kadar net gibi gözükürken, özellikle 2000’lerle birlikte ibre tersine dönmeye başlamıştır. AKP iktidarının spora da el atması ile birlikte tribünlerde daha net, iktidar karşıtı ve hatta sosyalist diyebileceğimiz örgütlenmeler çoğalmıştır. Belki de ilk akla gelen Beşiktaş’ın Çarşı grubu. Toplumsal olaylara daima duyarlı olan grup, pek çok konuda söz söyledikçe yakından izlenir hale gelmiştir. Haziran direnişinde en önde yer alan ve Davulcu Vedat gibi pek çok “hayali kahraman” da üreten Çarşı grubu ülkemizde ilk akla gelen taraftar gruplarından biri haline gelmiştir.

 

Bir diğer net duruşa sahip olan grup ise Adana Demirspor’un taraftar grubudur. Mavi Şimşekler olarak bilinen grup, özellikle Adana Demirspor’un Livorno ile maç yapmasının ardından adından söz ettirmeye başlamıştır. Demir işçilerinin kurduğu takımın, hem de taraftar grubunun ön önemli özelliği ise çok açık bir emekçi karakterine sahip olmasıdır.

Bir diğeri Haziran direnişi sırasında yitirdiğimiz Ali İsmail Korkmaz için bir beste yapan Fenerbahçe’nin Vamos Bien grubu. Grup üyeleri kendilerini sosyalist olarak tanımlamaktadır. Grup sloganı ise ünlü Avusturya İşçi Marşı’nda geçen bir sözden alınmıştır: “Kara deryalarda bir fenersin…”

Bu gruplar haricinde Galatasaray’ın Tek Yumruk, Kızıl Aslanlar, Göztepeli Ya Basta, Dev-Nurtepeliler, Denizlispor’un Yeliş Cephe, Gençlerbirliği’nden Kara Kızıl ve adlarını sayamadığım diğer onlarca taraftar grubu bulunmaktadır.

futbol

Karl Marx’ın bir sözü vardır: “Futbol toplumların (kitlelerin) afyonudur” der. Bu sözü Türkiye futbolu açısından değerlendirmeliyiz.

Kendisini bilen, gayet akıllı, kültürlü insanların derbi zamanlarında aklını kaybetmesi ve bütün Galatasaray taraftarına sinir olması yada bütün Fenerbahçe taraftarının ahmak olduğunu düşünmesi, “5-0’ı unutmayalım”, “6-0, 6alatasaray”, yok efendim “siz Pendik’e yenildiniz, siz daha kötü x takımından şu kadar gol yediniz” gibi akıl-mantık fakiri muhabbetlere girişmesi, Marx’ın haklı olduğunun en güzel kanıtlarındandır.

Gayet normal arkadaş olan iki insanın birbirleriyle karşıt takımların taraftarı olarak konuşurken aldıkları tavır, birbirlerini kızdırma, canını yakma istediği midemi bulandırıyor.

Mesela ritmik jimnastik spordur, voleybol da güzel spordur ancak futbolun -elbette teoride değil ama- pratikte sporluğu kalmamıştır. Köpek, horoz dövüşü, boks ne kadar spor ise futbol da o kadar spordur. Ayrıca az alakalı ama “boks spor ise savaş olimpiyattır”. Başka bir yazı konusu olabilir.

2011 yılında Yeni Malatyaspor ile Fenerbahçe arasındaki Türkiye Kupası maçıyla ilgili bir haber okumuştum. Yeni Malatyaspor Başkanı’nın şöyle bir ifadesi vardı, futbolcularla ilgili: “Çocukların hepsi dört dörtlük performans ortaya koydu. Emin olun daha iyi yerlere geleceğiz. Kalecimiz Mesut, Gaziosmanpaşa’dan geldi. Mehmet Akif Göztepe’den, Gür Ege’yi ise Galatasaray altyapısından aldık. Kazandıkları para çok uçuk değil. Bizde futbolcuların ortalama kazancı aylık 10 bin TL civarında. Bizde kimse pahalı arabaya falan binmez.”

Bu haberi okuduktan sonra çok düşündüm. Aylık ortalama 10 bin TL maaşım olsa bu benim için uçuk olmaz mıydı? Sadece ben mi? Türkiye’de yaşayan vatandaşların %95’i için böyle bir rakam uçuk değil midir? Allah aşkına ya futbolcular ne yapıyor bu kadar çok para kazanmak için? İnsanlığa bir katkıda mı bulunuyorlar? Yaptıkları şey anlık olarak göze hoş gelen hareketler yapmak, sosyalleşme psikolojimizi tatmin etmek, kazanma sevinci yaratmak. Peki bunların insanlık için kalıcı bir katkısı var mı? Bilim mi yapıyorlar? Bir şey mi üretiyorlar? Hayır. Ortada bir uyuşturma olmasa nasıl mantıksızlığı bu kadar sahiplenebiliriz?

Futbol oynanmasın demiyorum. İcat ettiğimiz en heyecanlı, en güzel sporlardan biri. Benim arzu ettiğim, futbolun herhangi bir şey gibi çığırından çıkmaması. Hemen her konuda aşırıya kaçmaya meyilliyiz ama kabul edelim ki bu futbol konusunda çok saçma işler dönüyor ve çoğunluk da onu kutsal bellediği için ne yazık ki sorgulamıyor.

Bir Messi’nin, bir Ronaldo’nun, bir İbrahimoviç’in sadece tek bir maçta benim 10 yılda kazanabileceğim parayı alması akla, mantığa, insanlığa sığıyor mu? Televizyonda onları izliyoruz, internette onlara tıklıyoruz, formalarını alıyoruz, statlara gidiyoruz; yani biz veriyoruz o paraları. Herkes de bunun farkında herkes de memnun iyi mi! O adamların kabiliyetine benim veya benim gibi birinin ulaşması mümkün değil. Adamlar işlerinin en iyisi. Ama sen işinin en iyisi bir marangoza o kadar para verebilen bir dünya gördün mü? Sen işini en iyi yapan bir doktora o kadar para mı veriyorsun? Onlar gibi olamamak bu adaletsizliği açıklamaya yeter mi?

Futbol tribünleri bir canavar değildir. Evet, holiganizm bu önyargının oluşmasına sebep oluyor. Ancak futbol borsada değil arsada seven, endüstriyelleşmesine karşı, anti-faşist bir tavır ile hareket eden binlerce taraftar grubunu gördükçe, tribünlerin holiganizm gibi hastalıklardan arınacağını düşünüyorum.

Kubilay Yalçın Gerboğa, http://beyn.org/

Dünyalılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu