Home / Bilim Teknoloji / Evrim Kuramı ile Evrim, birbirinden farklı kavramlardır!

Evrim Kuramı ile Evrim, birbirinden farklı kavramlardır!

Evrim Kuramı ile ilgili hangi analiz yapılacak olursa olsun, ilk olarak “Evrim Kuramı” ile “Evrim” arasındaki farkın anlaşılmasıyla başlanmalıdır. Çünkü birçok insan, hatalı bir biçimde, bu ikisini eş anlamlı olarak kullanmaktadırlar. Bu, tamamiyle yanlıştır! 

Evrim-Kuramı-ile-Evrim-birbirinden-farklı-kavramlardır!

Bilim insanları ve antik çağ filozofları, etraflarındaki canlı ve cansız varlıklara bakmışlar ve her birinin birbirlerinden farklı olduğunu ve daha önemlisi, zamana paralel olarak değiştiklerini fark etmişlerdir. Düşünce silsileleri sırasında ilk olarak sordukları soru şudur: “Canlıların fiziksel, kimyasal ve biyolojik yapılarına ne oluyor?” Bu sorunun, bir bilimsel gerçeği (doğa yasasını) ortaya çıkaracağını hatırlayınız. Bu sorunun cevabı olarak aldıkları ise, hem bilimsel, hem de felsefi olarak çok açıktır: Canlılar, değişmektedir! Hatta sadece canlılar değil, cansızlar da değişmektedir; ancak bu değişim şu anda ilgi alanımızda olmadığı için göz ardı edeceğiz.

Canlıların değişmesi, bir doğa yasasıdır. Değişmeyen hiçbir canlı tespit edilemediği gibi, bu değişim uzun zaman dilimlerinde yapılan gözlemlerle kolaylıkla doğrulanabilir. Canlılar, temel olarak iki şekilde değişmektedirler: ömürleri boyunca ve nesiller boyunca. İlk değişim tipine gelişim demekteyiz. Ana karnında oluşan zigottan, bireyin ölümüne kadar geçen süre içerisinde canlı sürekli değişime uğrar. Bu değişim, gelişimsel bir değişimdir. Öte yandan aynı zamanda, canlı popülasyonları, nesiller içerisinde de değişmekte, toplum içerisindeki canlıların genel ve ortalama özellikleri farklılaşmakta, canlıların genel görünüşleri, fizyolojileri, morfolojileri, davranışları ve daha nice özellikleri, nesilden nesle farklılaşmaktadır. İşte biz buna evrimsel değişimler diyoruz, bu süreci ise evrim olarak isimlendiriyoruz.

Dolayısıyla canlıların nesiller içerisindeki değişimleri, veya evrim, bir doğa yasasıdır. Bir bilimsel gerçektir. Havada bırakılan cisimlerin yeryüzüne doğru hareket etmeleri gibi, canlıların nesiller içerisinde farklılaşmaları ve yepyeni canlılara dönüşmeleri de bir doğa gerçeğidir, bir bilim yasasıdır. Ancak bu, neden ve nasıl sorularına cevap vermez. “Canlılar neden değişmektedir?” veya “Canlılar nasıl değişmektedir?” sorularının cevabı “evrim” değildir. Çünkü evrim, sürecin adıdır, değişimin terminolojisidir. Bize, bu değişimin nasıl ve neden olduğunu anlatacak bilimsel bir kuram/teori gerekmektedir.

Evrim-Kuramı-ile-Evrim-birbirinden-farklı-kavramlardır-2Bilim insanları, yüzyıllar boyunca bu değişimi fark etmiş; ancak bu durum, çoğu sefer görmezden gelinmiş veya üzerinde çok fazla durulmamıştır. Ta ki, Charles Robert Darwin’in 19. yüzyılda bu bilimsel gerçeğin nedenlerini ve nasıllarını incelemesine ve bulgularını, 1859 yılında Evrim Teorisi olarak isimlendirilen yepyeni bir teori altında sunmasına kadar… Darwin, tıpkı Newton’un cisimlerin yere doğru hareketiyle olarak sorgulamaları gibi, canlılığın neden, nasıl, hangi süreçlerle değiştiğine yönelik sorular sormuş, hipotezler geliştirmiş, gözlemler yapmış, bazı hipotezlerini yanlışlamış, bazılarını ise doğrulayarak daha güçlü bir forma getirmiştir. Sonrasında ise bu bulgularını bir araya getirerek, değişimin neden ve nasıl olduğunu 1859 yılında ayınladığı Türlerin Kökeni isimli kitabında bilim camiasına sunmuştur.

Darwin’in adımlarını takip edecek olursak:

1) İlk olarak, şu soruyu sormuştur: “Canlıların değişmesinde etkili olan unsurlar nelerdir?

Bu soru, görebileceğiniz gibi onu bir doğa gerçeğine götürecektir. Ve sorunun cevabı, oldukça açıktır: türler arasındaki ve tür içerisindeki çeşitlilik. Sadece türler birbirlerinden farklı değildir, türün içerisindeki bireylerin de aralarında birçok fark vardır. Bu bir doğa gerçeğidir. Darwin, buradan hareketle şu soruyu sormuştur: “Tür içerisinde neden bir çeşitlilik vardır?” Bu sorunun cevabı, ne yazık ki Darwin zamanında bilinmiyordu ve Darwin de, isabetli bir hipotez geliştiremedi ve onu test edemedi. Ancak Darwin de, çağdaşları da, konunun çiftleşme ile ilgili olduğundan emindiler; sadece “neden” ve “nasıl” sorularına cevaplar bulamıyorlardı (teoriler geliştiremiyorlardı). Darwin’in buna yaptığı açıklama o dönemlerde karışım hipotezi olarak bilinen, yavruların özelliklerinin ana-babadan gelen özelliklerin tam bir karışımı olduğu yönündeki açıklamalara oldukça benzerdi ve günümüzde bildiğimiz genetik kuramlardan oldukça farklıydı (ve bir o kadar da hatalıydı). Neyse ki bu durum, kuramı çok fazla etkilemedi, zira Darwin’in amacı tür içerisindeki çeşitliliğin nasıl sağlandığını açıklamak değil, türlerin nasıl değiştiğini açıklamaktı.

2) Daha sonradan, şu soru geldi: “Çiftleşme, neden canlıların değişimine sebep olmaktadır?” 

Burada yine bir doğa gerçeği analiz edilmekteydi. Sorusunun cevabını, şu şekilde buldu: seçilimli çiftleşme. İlk etapta anlaşılması güç olabilir, ancak esasında cevap oldukça nettir: Çiftleşme, eğer ki belirli özelliklere yönelik olarak yapılıyorsa, her seferinde yavrular, istenen özelliklere daha fazla sahip olur. Örneğin her seferinde daha fazla süt veren inekler çiftleştirilir, daha az verenler insanlar tarafından elenirse, her nesilde ortalama olarak daha fazla süt veren yavrular elde edilecektir. Bu, canlıların değişiminin nasıl olduğuna yönelik yapılan ilk kapsamlı açıklamaydı. O dönemdeki insanlar, bunu hep kullanıyorlardı; ancak kimse bu değişimi ve bunun sebebini belirli temellere oturtmaya çalışmamıştı. İşte bunu ilk defa yapan Darwin değişimin bu ilk sebebini, Yapay Seçilim İlkesi olarak isimlendirdi. Tıpkı Newton’un yasalarında gördüğümüz gibi, tek bir gerçek, tek bir açıklamaya bağlanmasından ötürü, “ilke/gerçek/yasa” sözcüğü ile “teori” sözcüğü değişimli olarak kullanılabilmektedir. Ancak aslen, bu açıklamanın minik bir teori olduğu unutulmamalıdır.

3) Darwin, daha sonrasında şu soruyu sordu: “Canlılar, insanların Yapay Seçilim Yasası etkisi altında olmaksızın, doğal ortamlarında nasıl değişirler?” 

Bu soruyu yanıtlamak için Darwin, sistematik bir yöntem kullandı. Yapay Seçilim’de, insanlar canlıların belirli özelliklerini seçmektedirler. Eğer doğada, hayatta kalma ve üreme (gelecek nesillere özelliklerini aktarma) konusunda avantajlı ve dezavantajlı bireyler bulunuyorsa, o zaman bir nevi “doğal seçme” meydana gelecek ve insanların canlıları değiştirmesi gibi, doğa da canlıları değiştirebilecektir. Buna yönelik yaptığı istisnasız her gözlem başarıyla sonuçlandı ve doğadaki çeşitliliğin, farklı çevresel koşullar altında, farklı bireyleri avantajlı/dezavantajlı kıldığını gördü. İşte doğada, buna bağlı olarak oluşan seçilime ise Doğal Seçilim İlkesi (En Uyumlunun Hayatta Kalması İlkesi) adını verdi.

4) Darwin, ilerleyen dönemlerde sadece hayatta kalmaya yönelik bir seçilim olmadığını, üreme konusundaki başarının da canlıların değişiminde rol oynadığı gerçeğini fark etti. Bu durumda, şu soruyu sorması kaçınılmazdı: “Canlılar, üreme başarısına bağlı olarak nasıl değişirler?” 

Bunun sonucunda, tıpkı hayatta kalma konusunda olduğu gibi, eşlerin birbirini seçimi konusunda da ciddi bir çeşitlilik ve seçilim olduğunu gördü. Buna, Cinsel Seçilim İlkesi adını verdi.

Darwin, tıpkı Newton’un cisimlerin hareketlerini açıklamaya yönelik attığı adımlar gibi, canlılığın değişimini açıklamaya yönelik attığı adımları sürdürdü. Keşfettiği bu ilkeleri, bir araya getirerek bir teori geliştirdi:

5) Eğer ki canlılar arasında, hayatta kalma ve üreme açılarından bir rekabet bulunuyorsa ve sadece bazı bireyler, kendilerindeki “genetik” (o zamanlar bu tabir bilinmiyordu, sonradan keşfedildi) özelliklerden ötürü avantajlı konumda bulunuyorlarsa, o zaman her nesilde, bu avantajlı bireylerin yavruları daha fazla üretilecektir. Bu bireyler, başarılı olan ebeveynlerinin özelliklerini taşıyacakları için, kendileri de üreme çağına geldiklerinde, eğer çevresel şartlar değişmediyse, başarılı olacaklardır. Çevresel şartlar değişecek olursa (ki sürekli, tamamen kaotik bir şekilde değişmektedir), her nesilde başarılı ve başarısız olan canlılar değişecektir. Bu çevresel değişimlere uyumlu olanların daha fazla yavru vermesi ve daha kolay hayatta kalması ve başarısız olanların elenmesi sonucunda, canlıların popülasyon içerisindeki özellik dağılımları, nesiller içerisinde değişecektir. İşte evrim adı verilen bu değişim, Yapay Seçilim, Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim ilkeleri etkisi altında olur. Evrimsel değişimleri, bu ilkelerin etkisi altında açıklayan bilimsel kurama ise Evrim Teorisi adı verilir.

Darwin, “evrim teorisi” adını pek kullanmadı, hatta “evrim” kelimesine bile kitabında sadece 2-3 defa yer verdi. Ancak Türlerin Kökeni‘nden sonra basılan kitaplarında, bu kelimenin sayısı arttı ve sonunda kuram, Evrim Teorisi olarak bilinmeye başlandı. Esasında Darwin, evrimi daha çok Doğal Seçilim’e bağlamaktaydı. Bu sebeple kuramına Doğal Seçilim Teorisi adını vermişti. Günümüzde, Doğal Seçilim’in en güçlü evrimsel değişim faktörü olduğunu düşünen bilim çevresine, bu yüzden Darwinist (Adaptasyoncu) Evrimsel Biyologlar ya da kısaca Darwinist/Adaptasyoncu adı verilmektedir.

Bu anlatımdan anlayabileceğiniz gibi, evrimsel değişimleri açıklayan tek kişi Darwin değildir.

Darwin’in Evrim Kuramı, tek Evrim kuramı değildir! Daha sonradan yüzlerce bilim insanı konuyu incelemiş, bazı başka bilimsel gerçekler Kuram’a katılmış, farklı kuramlar ortaya atılmış (Gould’un Sıçramalı Evrim Kuramı, Dawkins’in Bencil Gen Kuramı, vb. gibi) ve “Evrim Teorisi” genel adıyla bilinen teoriler bütünü, giderek zenginleştirilmiştir. Gould ve Lewontin’in geliştirdiği Sıçramalı Evrim Kuramı’na göre, Doğal Seçilim sadece ufak değişimler yaratabilmektedir; değişimin asıl sebebi, Darwin’den sonra keşfedilen,Genetik Sürüklenme İlkesi‘dir. Günümüzde, bu farklı açıklamalar Modern Sentez adı altında birleştirilmiş ve her birine eşit değer veriliyor olsa da, halen Darwinist bilim insanları ve sıçramacılar arasındaki tatlı, bilimsel çekişme sürmektedir.

Daha fazla okuma için tıklayın.

ÇMB (Evrim Ağacı)

Kaynaklar ve İleri Okuma:

Darwin, Charles (1859). “XIV”. On The Origin of Species. p. 503. ISBN 0-8014-1319-2.

Lewontin, R. C. (1970). “The units of selection”. Annual Review of Ecology and Systematics 1: 1–18. doi:10.1146/annurev.es.01.110170.000245. JSTOR 2096764

National Academy of Science Institute of Medicine (2008). Science, Evolution, and Creationism. National Academy Press. ISBN 0-309-10586-2

Futuyma, Douglas J., ed. (1999). “Evolution, Science, and Society: Evolutionary Biology and the National Research Agenda”. Office of University Publications, Rutgers, The State University of New Jersey.

Mason, A History of the Sciences pp 43–44

Liu, Y. S.; Zhou, X. M.; Zhi, M. X.; Li, X. J.; Wan, Q. L. (2009). “Darwin’s contributions to genetics”. J Appl Genet 50 (3): 177–184. doi:10.1007/BF03195671. PMID 19638672

Dobzhansky, T. (1973). “Nothing in biology makes sense except in the light of evolution”. The American Biology Teacher 35 (3): 125–129. doi:10.2307/4444260

Dünyalılar (www.dunyalilar.org)

Rastgele Haber

Albert Einstein’ın Benzersiz Düşünce Yöntemi

Bir teorik fizikçi Robbert Dijkgraaf, Princeton Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor ve aynı zamanda ‘’Faydasız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir