gtag('config', 'UA-20348778-1');
Anasayfa / Tarih / Hammurabi’den Bağımsızlık Bildirgesine Uzanan Hayali Bir Düzen

Hammurabi’den Bağımsızlık Bildirgesine Uzanan Hayali Bir Düzen

Sistemlerin sürekliliğini sağlayan toplumsal normlar, ortak mitlere olan inançlara bağlıdır.

MÖ 1776’da Babil dünyanın en büyük şehri, imparatorluk da bir milyondan fazla nüfusuyla muhtemelen dünyanın en büyük im­paratorluğu idi. Bildiğimiz en ünlü Babil kralı, Hammurabi’dir. Bu ün, en başta Hammurabi Kanunları olarak bilinen metinden kaynaklanmaktadır.

Bu metin Hammurabi’yi adil bir kral olarak göstermek, imparatorluğunun her yerinde standart bir hukuk sistemi kurmak ve gelecek nesillere ada­letin ne olduğunu, adil bir yöneticinin nasıl olması gerekliğini anlatmak amacı taşıyan bir yasalar ve adli kararlar toplamı idi.

Hammurabi Kanunları bu yüzden eski Mezopotamya’nın ideal toplumsal düzen anlayışını kavramak için iyi bir kaynaktır.

Metin başlangıçta tanrıların Hammurabi’yi seçerek, “adaletin im­paratorluk topraklarında hüküm sürmesini, kötülüğün ve habisliğin ortadan kalkmasını, güçlünün zayıfı ezmesini engellemek istediğini” anlatır. Bundan sonra yaklaşık 300 hüküm, “şu ve şu olaylar gerçekle­şirse bunun yargılaması şu şekilde olur,” biçiminde listelenir. Örneğin:

  • Eğer bir üstün insan başka bir üstün insanın gözünü kör ederse, onun da gözü kör edilmelidir.
  • Eğer başka bir üstün insanın kemiğini kırarsa, onun da kemiği kırılmalıdır.
  • Eğer bîr üstün insan üstün bir kadına vurur ve onun düşük yap­masına sebep olursa cenin için 10 şekel ağırlığında gümüş öde­melidir.

Sonunda Hammurabi sözü alır:

Ben soylu kral Hammurabi. Tanrı Enlil tarafından benim korumama bırakılmış, tanrı Marduk tarafından rehberliğiyle görevlendirildiğim insan­lığa karşı umarsız veya ihmalkar olmadım.

Hammurabi Kanunları, Babil toplumunun düzeninin tanrılar tarafın­dan belirlenmiş evrensel ve ebedi adalet ilkeleri temelinde olacağını öne sürer. Hiyerarşi ilkesi muazzam önemdedir. Kanunlara göre insanlar iki cinsiyete ve üç sınıfa ayrılırlar: üst insanlar, sıradan insanlar ve köleler. Her bir cinsiyetin ve sınıfın farklı değerleri vardır. Sıradan vatandaş olan bir kadının hayatının değeri 30 gümüş sekel, köle kadının 20 gümüş se­kel, buna karşılık sıradan bir erkeğin gözünün değeri 60 gümüş sekeldir. Kadın artık ikinci plandadır.

Tüm bu ağır maddelere rağmen, halk kanunları kabul eder çünkü ortada bir işbirliği söz konusudur. Bu işbirliği gerçekleşince toplum için yeterli yiyecek üretilebilecek, bu gıda etkili bir şekilde dağıtılabilecek, daha fazla refah ve güvenlik sağlanabilecektir.

***

Hammurabi’nin ölümünden yaklaşık 3500 yıl sonra Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonilerinde yaşayanlar, İngiltere Kralı’nın kendilerine adil davranmadığını düşünüyorlardı. Halkın temsilcileri 4 Temmuz 1776’da Philadelphia’da bir araya gelerek artık bu halkın İngiliz Krallığı’nın te­baası olmadığını ilan ettiler.

Tıpkı Hammurabi Kanunlan gibi Bağım­sızlık Bildirgesi de evrensel ve ebedi adalet ilkelerini ilahi bir güce da­yandırıyordu. Buna karşılık. Amerikan tanrısının ilettiği en önemli ilke, Babil’in tanrılarınınkinden farklıydı. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi;

… bu gerçeklerin tartışmasız olduğunu, tüm insanların eşit yaratıldığını insanlara yaratıcı tarafından bahsedilmiş bazı haklar verildiğini ve bun­lar arasında yaşam, özgürlük ve mutluluğunun peşinden gitme hakkı ol­duğunu ilan eder.

Hammurabi Kanunları gibi Amerikan kuruluş belgesi de, eğer insanlar bu kutsal ilkelere göre hareket ederse, adil ve müreffeh bir toplumda etkin bir işbirliği yapabileceğini ve birlikte güven içinde yaşayabileceğini iddia eder. Hammurabi Kanunları gibi Amerikan Bağım­sızlık Bildirgesi de kendi zaman ve mekanında geçerli olduğu gibi, sonra­ki nesiller tarafından da kabul edilen bir belgedir.

Bu iki metin bizi çok açık bir ikileme sürükler.

Hem Hammurabi Ka­nunları hem de Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, evrensel ve ebedi ada­let ilkelerini özetlediğini öne sürer, ama Amerikalılara göre insanlar eşit­ken, Babillilere göreyse kesin olarak eşit değildir. Hem Hammurabi hem de ABD’nin kurucuları, eşitlik veya hiyerarşi gibi ev­rensel ve değiştirilemez adalet ilkeleriyle yönetilen bir gerçeklik hayal etmişlerdir. Oysaki bu ilkelerin nesnel bir geçerliliği yoktur.

İnsan­ların eşit olması bir mittir. İnsanlar ne anlamda birbirlerine eşittirler? İnsanlar biyolojik olarak eşit midirler? Biyoloji bilimine göre insanlar “yaratılmamış”, evrimleşmiştir. Ve evrim kesinlikle eşitlikçi değildir. Eşitlik fikri yaradılış inancıyla iç içe geçmiş­tir. Amerikalılar eşitlik fikrini Hıristiyanlıktan almışlardır, ancak yaradılış ve ruhlar hak­kındaki mitlerine inanmıyorsak, tüm insanların “eşit”olması ne anlama gelmektedir?

Evrim eşitlik değil farklılık üzerine kuruludur. Her insan diğerlerinden az da olsa farklı bir genetik kod taşır ve doğumundan iti­baren farklı çevresel etkilere maruz kalır. Bu durum, insanların hayatta kalmaya farklı şekilde etki eden farklı özellikler geliştirmelerini sağlar. “Eşit yaratılmıştır” ifadesi bu yüzden aslında “farklı yönde evrilmiştir” olarak tercüme edilmelidir,

Benzer şekilde, biyolojide hak diye bir şey de yoktur. Sadece organlar, beceriler ve özellikler vardır. Kuşlar uçmaya hakkı olduğu için değil ka­natları olduğu için uçar ve bu durum süreç içinde değişim gösterebilir. ( Örneğin devekuşu uçma becerisini kaybetmiş bir kuştur) Bu yüz­den “kimsenin elinden alınamaz” haklar, “mutasyona uğrayabilen özel­likler olarak tercüme edilmelidir.

Peki ya “özgürlük”? Biyolojide özgürlük yoktur. Tıpkı eşitlik, haklar gibi özgürlük de insanların icat ettiği ve ancak hayal güçlerinde yaşattığı bir kavramdır. Biyolojik bakış açısıyla bakıldı­ğında, insanların demokrasilerde özgür, diktatörlüklerde özgürlüklerin­den mahrum yaşadıklarını söylemenin hiçbir anlamı yoktur.

Peki ya mutluluk? Şimdiye kadar biyolojik araştırmalar mutlulu­ğun açık bir tanımını yapmayı veya mutluluğu nesnel olarak ölçmeyi ba­şaramamıştır. Çoğu biyolojik araştırma, kolayca tanımlanabilen ve ölçülebilen zevkin varlığını tanımlamıştır. Bu yüzden “hayat, özgürlük ve mutluluğu aramak”, “hayat ve zevki aramak” olarak tercüme edilmelidir.

Belirli bir düzene nesnel bir doğru olduğu için değil, buna inanmak etkili bir işbirliği yapmamızı ve daha iyi bir toplum kurmamızı sağlayacağı için inanıyoruz. Hayali düzenler kötü niyetli komplolar veya amaçsız seraplar değildir, aksine çok sayıda insanın etkin işbirliği yapabilmesinin tek yoludur.

Derleyen: Sibel Çağlar

Referans Kitap: Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens, syf:104- 109

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Marx ve Bakunin Üzerine Notlar

Marx ile Proudhon ve Bakunin arasındaki en büyük farklardan birisi de, Proudhon ile özellikle Bakunin’in …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir