freedom_özgürlük

Özgürlük Taşınması Güç Bir Sorumluluktur

ÖZGÜRLÜĞÜN DAYANILMAZ SORUMLULUĞU

Bizim hikayemiz varoluşun bize armağan ettiği özgürlüktür, özgürlüğün verdiği ağır sorumluluktan kaçışın hikayesidir. Özgür olmayı, özgür düşünmeyi çok isteriz ama her boyutuyla  hissettiğimizde bunun yaşatacağı dehşeti, yaratacağı sorumluluğu, ortaya çıkardığı yaratma yeteneğiyle yüzleşemeyiz. Çünkü özgürlük tanrısaldır, erdemdir ve birçok yeteneğin ağır yükünü bireye yükler. Özgür insan varoluşu yeniden biçimlendirir, olmuş, olan ve olma’ daki sonsuz olasılıkları yeniden yaratır.

freedom_özgürlük

Özgürlüğün bedeli yasaklı ağacın meyvesini (özgürlük) tadan insanoğlunun cennetten kovulmasıdır. Özgürlüğü, bilmeyi kavrayan , yani gerçeği gören artık cennetten kovulur ve yeryüzü cehennemine atılır. Yine özgürlüğün bedeli Zeus’tan ateşi (özgürlük) çalan Prometheus’un Olimpos kayalıklarına zincirlenip ciğerlerinin her gün kartallara yedirilmesidir. Özgürlük her gün yeniden acı çekmektir. Uygarlığın hafızası olan bu mitolojiler özgürlüğün bedelini sembol diliyle anlatmaktadır, bazen yasaklı ağacın meyvesi bazen tanrıların ateşi olmuştur özgürlük.

Özgürlük her an her şey olabilme olanağıdır. Bedenimize hapsettiğimiz  “varlık” diğer varoluş olanaklarını reddederek  ortaya çıkar ve böylece özgürlükten uzaklaşır. Dolayısıyla “oldum “ demek ruhumuza kelepçe vurup onu zihne hapsetmektir. Zihin özgürlüğün karşı konulamaz doğasını sürekli engellemeye çalışır, kavramlar üretip onu dizginlemeye, anlam bulmaya çalışır. Varoluştaki tesadüfler, gerçekler, yüzleşemediğimiz olgular, ölüm  bunlar  zihnin “kader”  kavramıyla anlamlanmaya çalışılmıştır. Kadere sığınırız çünkü zihnimiz çaresiz kalmıştır. Tanrıya sığınırız çünkü “olmasaydı icat etmek zorundaydık” (Voltaire). Böylece önceden bilinebilirlik bizi özgürlüğün yakıcılığından kurtarır. Geleceğimiz, aldığımız hayati kararlar, olduğumuz varlık önceden bilinmeli bunun yükünü kader taşımalı.

Bireyin Ortaya Çıkışı ve Özgürlük Kavramı

Önünde eğildiğimiz putlar, ürettiğimiz tabular ruhumuzdaki özgürlük istencindeki acıya katlanmazlığın somutlaşmasıdır. Putlar, tabular zihnimizin özgürlük önünde yarattığı bilinçdışı engellerdir. Engellerle karşılaşmak zihnin işini azaltıyor ona daha dar bir alan yaratıyor ve zihin tembelliği seçiyor. Özgürlük cesaret gerektirir bu cesaretin yaratacağı anksiyeteden kaçış olarak da putlar yaratıp onlara itaat ederiz.

İnsan ruhundaki özgürlüğün yaratacağı çatışmayı daha iyi anlayabilmek adına bazı roman kahramanlarını ele almak faydalı olur diye düşünüyorum. Özellikle Dostoyevski’ nin birçok karakterinde bu çatışma göze çarpar.

Raskolnikov özgür bir seçimle sıradan insan olmaktan üst insan olma yolunda bir cinayet işler. O özgürdür ve yaptığı bu seçimin ahlaki çıkmazında  vicdana yani Tanrıya sığınır. Artık önünde eğilebileceği onu dizginleyebileceği bir gerçekle karşılaşmıştır.

İvan liberal bir ateisttir, bebeklerin işkenceyle öldürülmesi onun Tanrı fikrinin ölümünü simgeler. Ona göre Tanrı olmadığına göre bu bebeklerin öldürülmesi kendi  sorumluluğundadır  ve fazla dayanamayıp çıldırır.

Kirilov bütün gerçekleri reddedip zihnin analitik tuzağına düşer. Tanrı dahil  bütün değerleri matematik diliyle çözümler ve bir sonuca ulaşır. O artık gerçekten özgürdür. Tanrı yoktur ve Tanrı yoksa ben Tanrı olmalıyım, ben Tanrıysam tek engel ölümdür gibi formüle edilebilecek çıkarımlarda bulunarak intiharı seçer. Özgürlüğün dayanılmaz sorumluluğu karşısında pes eder sanki. Onun da önünde eğilebileceği ölüm kalmıştır.

Nietzsche  Ağladığında’daki Breuer karekteri özgürlükle ilgili deneyimini şöyle anlatır:

“Ama Müller’in benden istediği şeyi yapınca yani özgürlüğüme kavuşunca paniğe kapıldım. Transtayken bu özgürlükten kurtulmak için çeşitli yollar denedim. Önce Bertha’ dan sonra Eva ‘ dan alacağım yardımlara sığınmak istedim. Onlara gidip dedim ki lütfen lütfen beni dizginleyin. Gem vurun ağzıma özgür olmak istemiyorum. Gerçek şu ki özgür kalmak beni dehşete düşürdü.”

Bu karekterlerin  ruhu özgürlük karşısında hemen hemen aynı tepkiyi göstermektedir. Önce sonsuz özgürlük istenci ardından önünde eğildiği bir gerçek.

Muhsin ÇETİN

Dünyalılar

Eklediğimiz son yazılara göz gezdirmek isterseniz şurada.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir