Sistem İnsanlaşmayı Engelliyor

Beyhude bir uğraş içerisinde, hiçbir anlamı olmayan işlerde buluyorum kendimi. Bu iş deneyimimde bir misyon edindim, fakat daha ilk günden hüsrana uğradım. Bu misyonum insanları rahatsız etmekti. (Gerçi rahatsız etmek konusunda başarılıydım ama bunu sürdürebilme konusunda Sokrates kadar inatçı olamadım çünkü en nihayetinde sigortalı bir çalışandım.) Onlara hak ettiğimizden az kazandığımızı, çok çalıştığımızı ve aslında yaptığımız şeyin hiçbir anlamı olmadığını söyledim. Fakat benden statü olarak “üstün” olan insanların, beğenmiyorsan çalışma, şeklinde ifadeleriyle geri püskürtüldüm, iş bulmanın zor olduğu şeklinde nasihatler dinledim ve şükretmem gerektiği söylendi. 

Evet sekiz saat çalıştıktan sonra onlara hak vermeye başladım çünkü sadece insanlara hak verecek kadar enerjim kalmıştı. İş bulmak zordu ve ben bulmuştum ama ben hakkımızın bu olmadığını, aslında insan yerine konmadığımızı söyleyerek nankörlük ediyordum. İnsanlarda ki bu kabullenişi anlamam için her şeye “eyvallah” demem gerektiğini öğrendim ve konuşmaktan vazgeçip sadece insanları dinleyecektim ve tabi ki çalışacaktım. Duyduklarımdan anladığım kadarıyla onlar da memnun değiller, fakat mecburlar. Tercih etmedikleri hayatı yaşarken, tercihe zorlandıkları şeylerin esaretinden kaynaklanan bir mecburiyet bu. Ben onlara, buraya mecbur değilsiniz derken bir telefon için çektikleri yedi bin liralık kredilerini hesaba katmamıştım ya da sürekli masraf çıkarttığı için bakmak zorunda oldukları arabalarını. Dışarıda ki kötülüklerden korunmak adına daha büyük tehlikeyi göze almamak için ödemeleri gereken kiraları hiç düşünmeden rahatsız etmiştim onları.  

Sistem öyle bir şekilde örülmüş ki her bir şey birbirine sımsıkı bağlı. Ve bu bağ insanların boyunlarında. Birazcık isyan etmeye kalktıklarında sıkılıp, bütün güçleriyle çalıştıklarında gevşeyen bir bağ. 

Sormakta fayda var, bu sistem denen şey nerede ve neden bu kadar etkili?

Sistemin esas zemini insanın kabullenişlerinde ve inançlarındadır. Yani doğrudan psikolojik ve zihni bir zemine sahiptir. Mevcut olanın başka halde düşünülememesidir. Guguk Kuşu filmini göz önünde bulunduracak olursak eğer orada ki akıl hastaları mevcut olanın akışında devinmektedirler ve bu durumun aksi onlar için imkansızdır. Fakat aslında durum hiçte öyle değildir ve biri çıkıp o mevcut düzenin doğru olmadığını söyleyecektir. Fakat güce sahip olan sistemin insanları en sonunda o düzeni ona kabul ettirecek ve onun zihni melekelerini iflasa zorlayacaktır. Zihnen iflas etmiş olan ise fiziken hayatını devam ettirebilecektir.

Günümüzde bu kabullenişi ve zihni melekeleri iflasa sürükleyen bir sürü organizasyon var. Bankalar, bankaların oltası olan reklamlar, sosyal medya ve hatta dizi ve filmler. Büyük konuşuyor olabilirim ama günümüzde bütün maddi çaba insan düşünmesin diye veriliyor. Ya da insan sadece tüketmekten başka bir şey düşünmesin diye.

İşin garibi ise bu çabayı yine insanlar veriyor. Yani insanı insan eziyor. Bunun sebebi basit, insan önce insan olduğunu unutur. İnsandan önce patron…işçi… olunur. Dolayısıyla hayat bir meslek sahibi olma pratiğine döner. Bu takılara sahip olunduktan sonra insan olma zemini kaybolur, artık zemine statüler konmuştur ve alttaki buna inanmış üsteki daha da çok inanmış bir şekilde hayatı, hayatta kalma mücadelesine çevirirler.

Sistemin bu kadar etkili olması da aslında yine insanlar tarafından kurulmuş olmasında yatar. İnsan kendisi için iyi olanın, “mevcudunun doğru olduğuna inanmak” olduğuna inanmıştır. Bu inanç ile eğip bükülür insan, çünkü mevcut olan sabit ve değişmezmiş gibi zannedilir ve öyle yaşanır fakat aslında her âna değişim hakimdir.

Peki bu sistem nasıl bozulur? Öncelikle insanın ciddiye aldığı her işin aslında hiçbir anlamı olmadığını görmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü iş hayatı anlamsız derecede ciddidir. Paketleme yapmanın, barkot okutmanın, müdür olup işçi azarlamanın hiçbir anlamı ve ciddiyeti yoktur. Daha sonra sahip olunan statülerin aslında anlamsız ve komik olduğunu anlamak gerekir.

Bir işe girip çalışmak ile oyuncu olmak arasında tek bir fark vardır. Oyuncu rol yaptığının farkındadır ama işçi farkında değildir. Bu sebeple oyuncu rolüne kendisini inandırma aşamasındayken ara ara rolden çıkar ve güler, ama işçi rolüne o kadar çok kaptırmıştır ki gülmenin en saygısızca şey olduğunu düşünür. Ama aslında bu sistemi çözecek şey o saygısızca atılan kahkahalar olacaktır. Fakat bu bir kişinin gülmesiyle mümkün değildir. Herkes hep bir ağızdan fabrika kapılarına gidip onlara iş buyuran diğer ciddi insanların gözlerine bakarak gülmelidirler. Çünkü gülmek en bulaşıcı şeydir. Bulaşıcı olup da iyileştiren tek şey gülmektir.

Bu iş kolay değildir, iyi bir organizasyon ve istikrar gerektirir. Tek bir kişinin yapacağı şey değildir, birlik olunmalıdır. Çünkü karşısında durduğumuz sistem kendi birliğini kurmuştur ve o birliğin karşısında ki birin önemi yoktur, onu kolayca kendi birliğine dahil edebilir. Fakat birlik birden başlayacağı için ilk olanın dirayetli olması ve fedakarlıkta bulunması gerekir.

Rüstem Kesgin

Dünyalılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir