Tarih

Aydınlanma Düşüncesi Üzerine – Bölüm 3

Aydınlanma Düşüncesi Üzerine

Taner Beyter

Bölüm 3

Adequatio intellectus et rei…
(Aklın ve gerçeğin uyumu…)

İngiliz Aydınlanması’nı daha iyi anlamak için öncelikle Sanayi Devrimi’ne odaklanmak gerekir. İngiliz Aydınlanması özü itibariyle aristokrattır. Yaşanan bu düşünsel atılımın toplumsal dinamikleri değişen üretim ilişkisi ve biçimiyle yakından alakalıdır. Toplumsal değişimin ilk göstergesi iş bölümüdür. Bir nesneyi başından sonuna yapan usta zanaatkarın yerini, usta olmayan ve bu sürecin sadece bir bölümünde yer alan işçi almıştı. Toplum belirgin modern sınıflara ayrılmaktaydı, farklı sınıflar arasında toplumsal ilişkilerin içkin yapısına dair farklı anlayışlar öne çıkmaktaydı. Sanayi Devrimi’nin herkesin gözleri önünde toplumda yarattığı büyük değişim, her şeyden önce bilim ve teknolojinin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesiydi. Sanayi Devrimi’yle değişen toplumsal yapı ve ilişki biçimlerinin etkisi mimari, sanat, ekonomi vb. bir çok alanda kendini göstermekteydi.

john-locke
John Locke

Kimileri için Locke‘un “Hükümet Üzerine İkinci İnceleme” adı eseri Aydınlanma’nın başlangıç eseridir. Locke, felsefesinin toplumsal boyutu itibariyle Aydınlanma dönemini, bir önceki tarihsel dönem diyebileceğimiz skolastik düşünceden ayırma kaygısıyla hareket etmektedir. Din, otorite ve gelenek üçlemesinde vücut bulan skolastik düşünce yerine hoşgörü çerçevesinde hayat, hürriyet ve mülkiyet hakkı ile ele alınan erken dönem liberalizmini öne süren Locke, doğuştan iyi yada kötü olarak dünyaya geldiğimiz yönündeki iki kutuplu tartışmaya itiraz etmiştir. Ona göre insan doğuştan iyi yada kötü değildir, insan çevresel ve dışsal etkilerle şekillenir. Tam bu noktada dışsal ve çevresel etkilerin önemine işaret etmek; eğitim, psikoloji, sosyoloji ve siyasal örgütlenme biçiminin ne kadar önemli olduğunu anlamamımızı sağlamıştır. Locke’un büyüklüğü de tam olarak buradan gelir, skolastik düşünce ile aydınlanma düşüncesi arasına kaygan bir zemin çeker ve geçişin beşeri/toplumsal arka planını çizer.

Alman Aydınlanması ise İngiliz ve Fransız Aydınlanması’na göre oldukça özgün ve farklı bir anlam içerir. Öncelikle kimilerine göre Alman Aydınlanması(Aufklarung) bir sapma olarak kendi karşıtı olan “Sturm und Drang”ı var etmiştir, yani kendi tarihini karşıtıyla birlikte yazmak zorunda kalmıştır. Günümüzde muhafazakarlık ve liberalizm arasında var olan gerilimin kökenleri tarihsel bir çerçevede bakarsak Aufklarung’da ziyadesiyle içkin bir şekilde yer almaktadır. Hatta bu kökende günümüzdeki modernizm, post-modernizm ve tarih felsefesi tartışmaları da yer almaktadır. Alman Aydınlanması tam bir diyalektiktir; bir yönüyle Aydınlanma’nın sınırlandırılmasını(Kantçı bilgi teorisi ve etik), diğer yönüyle Aydınlanma’nın aşılmasını(Sturm und Drang, Alman idealizmi ve romantizmi) içermektedir.

Fransız Aydınlanması burjuva sınıfına yaslanan, medya-loca-salon ve ansiklopediler çerçevesinde ortaya çıkmışken, Alman Aydınlanması tüm kökenlerini üniversiteye borçludur. Hatta kimileri için kuruluş tarihi Göttingen Üniversitesi’nin kuruluşu be Berlin Akademisi’nin yeniden açılış tarihi olan 1740’tır. Alman Aydınlanma’sının en ilginç yanı dinsel bir damarı sürekli korumasıydı, düşünürleri arasında Protestanlığın bir kolu olan Pietizm çok yaygındır.

Aklını Kullanmaya Cesaret Eden Bir Aydınlanmacı: Kant

Kıta Avrupası rasyonalizmiyle Anglo-Sakson amprisizmi Kantçı felsefe içerisinde, kendi kökenlerinde bulamadıkları bağlamlar, tutarlılıklar ve anlamlar bulmuşlardır. Kant’ın zihninde Newtonculuk, fizik, kozmoloji, nedensellik, determinizm, bilgi sorunu, insan özgürlüğü ve iradesi ile ahlaksal yaşam gibi ağırlık merkezleri vardı. Kant aklın sınırlarını çizerek metafiziğin olabilirliğine yönelik bir kapı aralamış ama aynı zamanda rasyonel bir metafizikten ziyade deneysel bir felsefeye kendini yakın tutmuştu. Hume’dan çok etkilenmişti, ama dışsal dünyanın gerçekliği ile içindeki evrensel ahlak yasası ortadan kalkmamıştı. Kant, Hume ve benzeri şüphecilerin argümanlarına karşı Hristiyan doktrinlerini korumak için metod ararken aynı zamanda din, bilim ve ahlak arasında bir uzlaşı zemini yaratmaya çalışıyordu (Çiğdem,2015:89).

immenual kant

Kant için Aydınlanma tamamlanmamış hale devam eder bir haldeydi; insanlarda hala ergin olmama hali görülüyordu ve bu kendi hatalarıydı. Çünkü akıllarını başkalarının vesayetine bırakmışlardı. Bu yüzden aklını kullanmaya cesaret etmeleri gerekiyordu insanların ve tembellik, korkaklık, dogmatizm gibi yanlışlardan  ancak böyle kurtulabilirlerdi. İnsanlar hür düşünmek konusunda kendilerini sorumlu hissediyor olmalıydı. Aklı kamusal olarak, yani diğerlerini de hesaba katarak kullanmaları insanların Aydınlanma’sı için olmazsa olmazdı. Geç dönem bir okumayla Kant için Aydınlanma; aklın hür, evrensel ve kamusal kullanımlarını birbirlerine yüklediklerinde gerçekleşecekti. Kant için akıl Hume’un tersine alışkanlık ve deneyle belirlenmez, a priori olan zorunluluk ve evrensellik yasalarına dayanmalıydı. Akıl aynı zamanda ahlaki yükümlülüklerin sırtını dayadığı bir duvar, iyi ve kötünün ayırt edici turnusol kağıdıydı.

Peki, ülkemizde Aydınlanma ne durumdadır diye sorsak?

Öncelikle okuyucunun şunu fark etmesini amaçladık yazımızda, tekil ve hemfikir bir Aydınlanma yoktur; Aydınlanma’lar vardır. Her ülkenin Aydınlanma dinamiği farklı ve bazen diğeriyle çelişik, zıttır. Ülkemizde kendine has bazı şartlarda kendi Aydınlanması’nı Cumhuriyet’in ilanı ile pozitivist ve naturalist bir doğrultuda; merkezi hükümetin üst sınıflar eliyle ve orta sınıflar üzerinden aşağı doğru yaymaya çalıştığı bir mekanizma mevcuttu. Kökenlerini Osmanlı’nın son dönemlerinden alan bu yerli Aydınlanmacı bakış, yüzünü Alman ve Fransız Aydınlanmasına dönmüştü. Karşılaştığı muhafazakar duvarı ve Doğulu/İslami geleneği kısmen aşmış, kısmen ise aşamamıştır. Bir bütün olarak yerli Aydınlanma’nın başarılı olup olmadığı bir yana, bu Aydınlanma’nın hala 18.yy kaba Fransız materyalizmi üzerinden gelişen felsefi damarını nasıl aşacağız? İşte felsefeci ve düşünürlerimizin odaklanması gereken yer tam olarak burası; elbette toplumsal ilişki biçimleri ve tarihsel zemini göz ardı etmeksizin.

Kaynakça:

-Çiğdem, Ahmet (2015), Aydınlanma Düşüncesi, İletişim Yayıncılık, İstanbul.

-Ewald, Oskar (2010), Fransız Aydınlanması, Çev.Gürsel Aytaç, Doğu Batı Yayınevi Ankara.

-Outram, Dorinda (2007), Aydınlanma, Dost Kitabevi, Ankara.

-Weber, Alfred (2012), History of Philosophy, BiblioLife Reprodictipon Series.

Yazı dizisinin tamamı ve daha geniş okuma için linki ziyaret ediniz…

Aydınlanma Düşüncesi Üzerine

Dünyalılar (www.dunyalilar.org)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu