Gesi-kus-koskleri-guvercinlikler-uzum-baglari

Gesi Bağları

Gesi Vakfı’nın web sitesinde türkü hakkında şunlar yazılmış. Siteyi ziyaret ederseniz birçok başka değerli bilgi bulabilirsiniz.

Bir dönem üzüm bağlarıyla ünlü Gesi’de kuş köşkleri (güvercinlikler) vardı. Bağlar için gübre ihtiyacını karşılıyorlardı. 250 tanesi günümüze kadar ulaştı ve bugünlerde restore ediliyor.

“Bu Türkü Kayseri’nin yerli marşı gibidir ama özellikle Gesi’de (Kayseri’nin bir beldesi) yedisinden yetmişine herkesin ama herkesin bildiği, neşede, hüzünde dillerden düşmeyen, o söylenmeden dügünlerin olmadığı bir türküdür.

Öyküsü hakkında farklı anlatımlar olmasına rağmen şu öykü akla ve türkünün temasına en uygun olanıdır.

Türküde işlenen tema gurbet, hasret ve anne sevgisi üzerinedir. Türküde uzak bir yerden Gesi’ye gelin gelen kızın annesine karşı duyduğu hasret dile gelir. Haberleşmenin ve ulaşımın çok güç olduğu devirlerde evlenip Gesi’ye giden gelin, uzun bir müddet annesinden haber alamaz, e koca evi bu, zaten ulaşım da kısıtlı kalksın annesine gitsin. Kimselere de soramaz, neticede anne hasreti ile kavrulup durur. Üstelik kocası da çalışmaya gurbete gitmiştir, kocasının ailesinin de geline çok iyi davrandığı söylenemez. İyice bunalan gelin duygularını dizelere vurmuştur.”

Gesi Bağlarında üç ırgat işler

Anamdan mı gelir şu uçan kuşlar

Analar doğurur ele bağışlar

Atma anam beni dağlar ardına

Kimseler yanmasın anam yansın derdime

Gesi Bağlarının gülleri mavi

Ayrıldım anamdan gülmeyim gayri

Alımı yeşilimi giymeyim gayri

Yas tutsun ellerim kına yakmayım

Kör olsun gözlerim sürme çekmeyim

Gelinin söylediği bu dizelere belli ki sonradan başkaları tarafından da eklemeler yapılmış ve günümüze yüz (100) mısralık bölgesel bir destan olarak ulaşmıştır.

Türkünün bütün sözlerine ulaşmak isterseniz şuradan indirebilirsiniz.

Türkü sözlerinin ilk kez 1890’lı yıllarda söylendiği düşünülmektedir. Mübadele ve sürgün dönemlerine kadar bölgede yaşayan Ermeni ve Rum ahalisinin de türküyü içselleştirdiği ve çok büyük olasılıkla sözlerine katkı yaptığı aşikar. Öyle ki, 1924 yılında Yunanistan’a gönderilen Karaman Türkleri günümüze kadar bu türküyü Türkçe olarak söylemeye devam ettiler ve yine türkünün bilinen ilk bestesini Ermeni asıllı bir Türk olan ve Amerika’da yaşayan Garbis Bakirciyan yaptı ve söyledi. Türkiye’de ise, türküyü çoğumuz Selda Bağcan ve Barış Manço’dan duyduk. Öncesi de var elbette.

Burada Garbis Bakırcıyan’ın 1926 yılında yaptığı bestesine, kendi sesinden yorumuna yer vereceğiz. Topraklarını çeşitli nedenlerle terk etmek zorunda kalan bütün güzel insanlara da bir selam çakmış oluruz diye düşündük.

Bu vesileyle Karamanoğulları Beyliği hakkında okumalar yapabilir, ayrıca mübadeleye konu olan Karamanlı gayr-ı müslimlerin hikayesini araştırabilirsiniz.

Hiç şüphe yok ki, hepsi bu coğrafyanın insanlarıydı ve müthiş renkli bir mozayığın parçalarıydılar. Birikimlerini ve hikayelerini bırakıp gittiler, geriye türküler, destanlar, özlemler kaldı.

Ortak geçmişimize saygıyla, iyi dinlemeler…

Derleyen: Deniz Kartal

Dünyalılar

Sitede yayınladığımız son içeriklere göz gezdirmek isterseniz şurada.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir